Çocuklarda Kaygı Sorunu

  • 16 Mayıs 2017
  • Çocuklarda Kaygı Sorunu için yorumlar kapalı
  • 299 kez görüntülendi.
Çocuklarda Kaygı Sorunu
Kaygının sadece yetişkinlere özel bir durum olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çocuklarda kaygı sık rastlanan bir durum.

Yazı: Nilgün Yıldız Konakçı

Endişe, annelerin özellikle ilk aylarda neredeyse göbek adıdır. ‘Çocuğuma bir şey olur mu?’ düşüncesi ilk günden başlar ve belki de hayatının sonuna kadar azalsa da devam eder. Peki nedir bu kaygı ya da anksiyete ne zaman bir davranış bozukluğuna dönüşüyor? Pedagog Dr. Adem Güneş, “Anksiyete ya da kaygı bozukluğunun bir davranışın bozukluğu olduğunu söyleyebilmek için, o davranışın güncel yaşamı aksatıyor olması gerekiyor. Çocuklarda görüldüğünde ise, çocuğun taşıdığı kaygıların günlük yaşamını aksatacak düzeyde olması anlamına geliyor” diyor. Dr. Güneş, kaygıyı ise şöyle açıklıyor: “Kaygı, bir belirsizlik durumunun olumsuz sonuçlanacağına dair iç konuşmalardır. Örneğin bir öğrencinin sınav sonucunun olumsuz sonuçlanacağına dair engel olamadığı düşünceler üretmesi ve bu düşüncelerin güncel yaşamı aksatacak düzeye erişmesidir.”

Terleyen eller, uykusuz geceler
Anksiyete bozukluğu görülen çocuklarda, el terlemesi, sesin titremesi, uyku bozukluğu, agresiflik, gergin bir beden dili gibi farklı fiziksel belirtiler ve davranış özelliği görülebiliyor. Çocuğun ortaya koyduğu bu davranışlar, baş edemediği kaygılarının gerginliği oluyor. Utangaçlıkla karışmasın Dr. Adem Güneş, “Utangaçlık, bir çekingenlik hali. Genellikle sosyal ilişkilerde görülüyor. Çocuğun konuşurken terlemesi, sesinin titremesi ya da gerginlik yaşaması gibi durumlar anksiyete benzeri davranışlarla kendini dışa vuruyor. Fiziksel ve davranış özellikleri benzer olsa da, anskiyetede ilişki değil, zihinsel odak noktası önemli oluyor. Çocuk kimse ile konuşmasa da, aklına (örneğin sınav) geldiğinde terlemeye, gerilmeye ve nefes alış verişi hızlanmaya başlıyor” diyor.

Evde başka, okulda başka
Bazı çocukların belirli ortamlarda anksiyete belirtileri daha fazla artıyor. Örneğin evde çok girişken olan çocuk, okulda hiç konuşmayabiliyor. Anksiyete her zaman görünür olmayabiliyor. Dipte yatan anksiyete bozukluğunda bir uyaran olmadıkça her şey yolunda gibi görünüyor. Ancak zihinsel odak noktasını uyaran sinyaller alındığında, kaygı durumu gün yüzüne çıkıyor. Örneğin, çocuk evde, anne-babasının yanında güvendeyken, sınav ve performans kaygısına dair hiçbir konuşma gerçekleşmiyorken, bir başka çevreye girdiğinde, sınav, başarı, başarısızlık gibi konular konuşulmaya başladığında, bu konuşmalar dip anksiyeteyi uyarıyor. Çocuğun baş edebildiği kaygıları dış dürtülerle depreştiğinde baş edilemez bir boyuta ulaşabiliyor. Böylesi bir durumda çocuk okulda başka, evde başka bir kişilik ortaya koyabiliyor. Bu nedenle farklı ortamlarda çocuğun ortaya koyduğu davranışlar iyi analiz edilmeli. Çünkü kaygı, utanma, yetersizlik, değersizlik gibi hislerden kaynaklanan davranışlarla karıştırılabiliyor.

Hangi olaylar kaygı duyulmasına sebep oluyor?
Dr. Adem Güneş bu soruyu şöyle cevaplıyor: “Anksiyete bozukluğunun temel uyaranı, koşuldur. Her türlü ‘koşul ilişkisi’ çocuktan çocuğa farklı olmak üzere anksiyete bozukluğuna belirli düzeylerde tesir ediyor. Örneğin; ‘ödevini yapmazsan sınavda zayıf alırsın’ sözü aşırı duyarlı bir çocukta kaygıya sebep olurken bir başka çocukta bu oluşmayabiliyor. ‘Yemeğini yemezsen seni sevmeyeceğim’, ‘akıllı durmazsan senin annen olmayacağım’, ‘sınıfta başarılı olmazsan arkadaşların tarafından sevilmezsin’ gibi sözler, kaygının oluşmasına neden oluyor. Sağlıklı yetişkin-çocuk ilişkisi ‘koşulsuz’ olmalı” diyor.

Her türlü ‘koşul ilişkisi’ çocuktan çocuğa farklı olmak üzere anksiyete bozukluğuna belirli düzeylerde tesir ediyor. Örneğin; ‘ödevini yapmazsan sınavda zayıf alırsın’ sözü aşırı duyarlı bir çocukta kaygıya sebep olurken bir başka çocukta bu oluşmayabiliyor.

Anneden çocuğa geçiyor
Kaygı, ruhsal bulaşıcılık taşıyor. Üzerinde kaygı barındıran bir yetişkin bu kaygıyı istese de istemese de çocuğa aktarıyor. Bakışlar, mimikler, beden dili, konuşmadaki hızlılık, heyecan, stres ve olaylara bakış çocuğa ebeveynden bulaşan kaygı durumları oluyor. Hiçbir çocuk doğuştan kaygılı olmuyor. Yatkınlık olsa da kaygı bozukluğu sosyal öğrenme ile içselleşiyor. Doç. Dr. Güneş, “Ebeveyni kaygılı olan bir çocuğun kaygısız olması düşünülemez” diyor.

Çevre de etkiliyor
Çocuk anne-babadan kaygı edindiği gibi sosyal çevreden de kaygı alabiliyor. Öğrencisinin bir başarısızlık durumunda ‘başına gelecekte neler geleceğini anlatan’ öğretmen çocuğa kaygı aşılamış oluyor. Dikkatli bir ebeveyn çocuğun çevreden edindiği kaygıları belli düzeye indirebiliyor. İster okul, ister komşu, ister arkadaştan bulaşsın, eğer aile çocuğun kaygı düzeyini görebiliyorsa, ona güven ve emniyet hissi vererek kaygıların içselleşmesine engel olabiliyor.

TAKINTIYA DÖNÜŞEBİLİR!
Ansiyete bozukluğu kendi başına bir bozukluk olduğu gibi, başka bozuklukları da beraberinde getirebiliyor. Örneğin, anksiyete, obsesyona (takıntı) dönüşebiliyor, duygu durum bozukluğunu tetikleyebiliyor, fobi ve korkulara yol açabiliyor. Anksiyete, benlik zayıflığını oluşturduğu için, zayıflayan ruhsal yapı birçok duygu durum bozukluğunu da beraberinde oluşturabiliyor.

TEDAVİ EDİLMEZSE…
Doç. Dr. Adem Güneş bu tür sorunları olan bir çocuğun tedavi edilmediğinde neler olabileceğini şöyle açıklıyor: “Freudcu bir yaklaşımla diyebiliriz ki bütün kişilik bozukluklarının kökeninde kaygı bozukluğu vardır. Kaygı düzeyinin sürekli artması ve tedavi edilmemesi halinde bipolar bozukluk, obsesif kompulsif bozukluk veya paranoya gibi birçok başka alanları tetikleyebiliyor.”

BELİRTİLERİ ÇOK AÇIK
Kaygı bozukluğu kendini en hızlı belli eden bozukluklardan… Çocuğun güncel yaşam dili değişiyor, içe kapanıklık, agresiflik ve önceki canlılığı azalıyor. Bunun yerine sürekli bir şikayet, memnuniyetsizlik, agresiflik, kendisinin anlaşılmadığını söylemek, kaygıyı oluşturan sebebe (örneğin sınava) sürekli vurgu yapmak belirtiler arasında yer alıyor.

En etkili tedavi doğal ebeveynlik
Kaygı bozukluğunun tedavisinde psikolojik ve psikiyatrik yöntemler kullanılsa da en hızlı ve kalıcı çözüm çocuğun kaygı duyduğu alana ait mutlak güven duygusu hissetmesi, olumsuz sonuçlanacağını düşündüğü işlerin çok da önemli olmadığının hissettirilmesi oluyor. Yani kaygı bozukluğunun temel tedavisi doğal ebeveynlik… Örneğin sınav ve performans kaygısı taşıyan çocuğa, “Çok da abartmaya gerek yok, sınav her şey değil… Ben seni her koşulda seviyorum” demek belli düzeyde çocuğa iyi geliyor. Çocukları koşul, ceza ve mükafaat ile eğitmeye çalışmak da kaygının nedenlerinden… Çocuk ceza alacağı baskısı ile kaygıya kapılabiliyor, ebeveyn-sevgi ilişkisinin bağlandığı koşullar çocuğu kaygılandırabiliyor.

Tuzlu.NET